Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us
EuroNur Fotoğraf Albümüi EuroNur - Avrupa Nur Cemaati Lâhikalar - SİZLER CENNETÂSÂ BAHARDA GELECEKSİNİZ! - Blogcu



Kahramanâne Bir Tavır..

Cumartesi · Kategori: L_hikalar

Aziz kardeşlerim,

Risale-i Nur'un zuhurundan kırk sene evvel,

geniş bir hiss-i kablelvuku,

acip bir tarzda,

hem bende,

hem bizim köyde,

hem nahiyemizde tezahür ettiğini

şimdi bir ihtar-ı manevi ile kat i kanaatim gelmiş.

Şefik ve kardeşim Abdülmecid gibi eski talebelerime

bu sırrı faş etmek isterdim.

Şimdi Cenab-ı Hak sizlerde çok Abdülmecid leri

ve çok Abdurrahman ları verdiği için, size beyan ediyorum:

Ben, on yaşında iken,

büyük bir iftihar,

hatta bazan temeddüh suretinde bir haletim vardı.

İstemediğim halde

pek büyük bir iş ve büyük bir kahramanlık tavrını takınıyordum.

Kendi kendime derdim:

Senin beş para kıymetin yok.

Bu temeddühkârane,

hususan cesarette çok fazla gösterişin niçindir?

Bilmiyordum, hayret içindeydim.

Bir iki aydır o hayrete cevap verildi ki:

Risale-i Nur, kablelvuku kendini ihsas ediyordu.

Sen, adi odun parçası gibi bir çekirdek iken,

o firdevs salkımlarını

bilfiil kendi malın gibi

hiss-i kablelvuku ile hissedip hodfuruşluk ederdin.

Bizim Nurs köyümüz ise,

hem eski talebelerim,

hem hemşehrilerim biliyorlar ki,

bizim köyümüz,

fevkalade gösteriş ve cesarette ileri göstermek için

temeddühü çok severdiler;

güya büyük bir memleketi fetheder gibi

kahramanane bir tavır almak istiyordular.

Ben, hem kendime,

hem onlara çok hayret ederdim.

Şimdi hakiki bir ihtar ile bildim ki:

O masum Nurslu insanlar, Nurs karyesi;

Risale-i Nur'un nuruyla büyük bir iftihar kazanacak;

o vilayetin, nahiyenin ismini işitmeyen,

Nurs köyünü ehemmiyetle tanıyacak diye

bir hiss-i kablelvuku ile

o nimet-i İlahiyeye karşı teşekkürlerini

temeddüh suretinde göstermişler.

Hem, o nahiyemiz olan Hizan kazasına tabi Isparta da,

birden bire,

meşhur Seyda namında Şeyh Abdurrahman-ı Taği himmetiyle

o kadar çok talebeler ve hocalar ve alimler çıktılar ki,

bütün Kürdistan onlarla iftihar eder bir şekil aldığı zaman,

içlerinde

münazara-i ilmiye

ve pek büyük bir himmetle

ve pek geniş bir daire-i ilim ve tarikat içinde

öyle bir vaziyet hissediyordum ki,

güya ru-yi zemini fethedecek bu hocalardır.


Eski meşhur ulema ve evliyalar ve allameler ve kutublar

-onların medar-ı bahsi oldukça-

ben de dokuz on yaşındayken dinliyordum,

kalbime geliyordu ki,

bu talebeler, alimler,

ilimde, dinde

büyük bir fütuhat yapmışlar gibi vaziyet alıyorlardı.

Bir talebenin bir parça ziyade zekaveti olsaydı,

büyük bir ehemmiyet verilirdi.

Münazarada, bir meselede birisi galebe çalsa

büyük bir iftihar alırdı.

Ben de hayret ediyordum,

o hissiyat bende de vardı.

Hatta tarikat şeyhleri ve dairelerinde

medar-ı hayret bir müsabaka,

hem nahiye, hem kaza, hem vilayetimizde vardı.

O haletleri başka memleketlerde o derece göremedim.


Şimdi bir ihtar ile kat i kanaatim geldi:

O talebe arkadaşlarım,

o üstadlar hükmünde hocalarım,

o mürşidlerim, evliya ve şeyhlerim,

bir hiss-i kablelvuku ile ruhu hissedip akıl bilmeyerek

-ki en lüzumlu bir zamanda-

o talebeler içinde

ve o hocaların şakirtleri içinde

ve o mürşidlerin müridleri içinde

parlak bir nur çıkacak,

ehl-i imanın imdadına gelecek diye,

o istikbaldeki nimet-i İlahiyeye

gayet ağır

ve acip şerait içinde

ve hadsiz muarızların karşısında

ve bin seneden beri kuvvet bulan dalaletin mukabilinde

ve gayet vehham ve garazkar düşmanlarımızın desiselerinin ihatasında

ve iki dehşetli mahkemenin uzun tetkikatında

Risale-i Nur'un bu

fevkalade galebesi

ve harikulade perde altında tenviratı

ve düşmanlarını mecbur edip serbestiyetini kazanması gösteriyor ki,

o mevkiine layıktır ki,

kablelvuku

İmam-ı Ali Radıyallahu Anh ve Gavs-ı Azam (kuddise sırruhu)

ondan haber verdikleri gibi,

bunlar, köy ve nahiye ve vilayetim,

benimle beraber şuursuz olarak geleceğini hissedip mesrur olmuşlar.

Haşiye

Evet, Risale-i Nur'un tercümanı

hem fakir, hem adi iken,

şansız ve ami bir hanedan olduğu halde,

tarihçe-i hayatında yazıldığı gibi

fevkalade istiğna

ve hediye ve sadakaları kabul etmemek

ve emsalsiz bir izzet-i ilmiye namıyla kimseye baş eğmemek

ve tenezzül etmemek

ve haddinden bin derece ziyade işlere girişmek gibi haller,

bu mezkur sırdan ileri gelmiştir.

Sizi eski talebelerim ve eski arkadaşlarım

ve kardeşim ve biraderzadem Abdülmecid ve Abdurrahman'lar bildiğimden,

bu mahrem sırrı size açtım.

Evet, ben, yirmi dört saat evvel hassasiyetimle

ve asabımın rutubetten tesiriyle

rahmet ve yağmurun gelmesini hissettiğim gibi,

aynen öyle de,

ben ve köyüm ve nahiyem,

kırk dört sene evvel

Risale-i Nur'daki rahmet yağmurunu

bir hiss-i kablelvuku ile hissetmişiz demektir.

HİSS-İ KABLELVUKUUN TETİMMESİ

Aziz, sıddık kardeşlerim,

Risale-i Nur'un zuhuru

hiss-i kablelvuku ile

külli bir surette hissedilmesi gibi,

Risale-i Nur'un has talebelerinin

bir kısmının itirafıyla

ve bir kısmının tarz-ı hayatı

Risale-i Nur gibi bir hizmete

namzetliğini gösterdiği cihetle

bu tetimmeyi yazıyorum:

Evet, hiss-i kablelvuku,

herkeste cüz i-külli vardır;

hatta hayvanatta dahi vardır;

hatta rüya-yı sadıkanın ehemmiyetli bir kısmı,

bu hiss-i kablelvukuun nev'indendir;

hatta bazılarda

hassasiyet cihetiyle keramet derecesine çıkar.

Benim asabımdaki hassasiyetle

yağmurdan yirmi dört saat evvelki

rutubet-i havaiye ile yağmurun gelmesini hissetmem,

bir cihette hiss-i kablelvuku sayılabilir ve bir cihette sayılmaz.

Ben, Risale-i Nur'a ehemmiyetli hizmet eden kardeşlerimin

tarz-ı hayatlarına dikkat ettim, gördüm ki,

aynı benim güzeran-ı hayatım gibi,

Risale-i Nur gibi bir neticeye göre techiz edilip sevk edilmiş.

Evet, Hüsrev, Feyzi, Hafız Ali, Nazif gibi

çok kardeşlerimizin

geçen tarz-ı hayatları

bu hizmet-i Nuriyeye göre bir vaziyet verildiğini

onlar hissettikleri gibi;

ben de, çok has kardeşlerimde,

hatta burada aynen tarz-ı hayatım gibi

böyle bir nurani meyveyi vermek için

tanzim edilmiş görüyorum.

Hissetmeyen kısmı,

dikkat etseler hissedecekler.

Ben kendim,

bütün hayatımın harika kısmını,

evvelce Gavs-ı Azamın bir silsile-i kerameti telakki ediyordum;

şimdi Risale-i Nur'un bir silsile-i kerameti olduğu tebeyyün etti.

Ezcümle:

Ben Hürriyetten evvel İstanbul'a gelirken,

yolda,

bir iki mühim ilm-i kelama ait kitaplar elime geçti.

Dikkatle mütalaa ettim.

İstanbul'a geldikten sonra,

sebepsiz olarak hem ulemayı,

hem mektep muallimlerini münazaraya,

"Kim ne isterse benden sorsun" diye ilan ettim.

Medar-ı hayrettir ki,

münazaraya gelenlerin bütün sordukları sualler,

yolda mütalaa ettiğim

ve hafızamda kaldığı meselelerdi.

Hem, filozofların sordukları sualler,

hafızamda bulunan meselelerdi.

Şimdi anlaşıldı ki,

o fevkalade muvaffakıyet

ve benim de haddimden çok ziyade

o hodfuruşluk

ve mânâsız izhar-ı fazilet ise,

ileride

Risale-i Nur'un İstanbulca

ve ulemaca makbuliyetine

ve ehemmiyetine

zemin hazır etmek imiş.

İkincisi:

Hatta ben, fakir ve muhtaç olduğum

ve zahid ve sofu ve riyazetçi olmadığım

ve büyük bir şeref ve haysiyet ve hanedanlık haysiyetinden,

şan ve şerefinden hissedar olmadığım halde,

tarihçe-i hayatımda yazıldığı gibi,

küçükten beri

halkların mallarını, hediyelerini kabul edemiyordum,

ihtiyacımı izhara tenezzül edemiyordum.

Beni bilenler gibi, ben de çok hayret ederdim.

Şimdi hassaten birkaç sene zarfında anlaşıldı ki,

Risale-i Nur'un dehşetli bir mücahedesinde,

tamah ve mal yüzünden mağlub olmamak

veitiraz gelmemek için

o halet-i ruhiye bize ihsan edilmişti.

Yoksa, düşmanlarım o cihetten büyük bir darbe indirecektiler.

Emirdağ Lâhikası | Hiss-i Kablelvukuun Tetimmesi | 51



Kalıcı Bağlantı - Yorum (5) - Yorum yaz! | Etiketler : Nur, risale, Üstad, iman, kahraman, cennet, dava

BARLA LÂHİKASINDAN..

Cuma · Kategori: L_hikalar

 

Babacan Mehmed Ali'nin fıkrasıdır.
Ey benim ruh-u canım Üstadım Hazretleri,
Size karşı hakkıyla talebelik vazifesini ifâ edemiyorum ve Risale-i Nur'a tam hizmet edemiyorum. Çünkü Risale-i Nur'la tezahür eden kuvvet ve kudret,
zekâvet, esrar ve envarı düşündükçe, tefekkür ettikçe kendimden geçip, bîhuş kalıyorum. Öyle yüksek yerlere çıkamıyorum. İnşaallah, Cenab-ı Hakkın izniyle, kullarına bahşetmiş olduğu en kıymettar cevahirden bin kat ziyade kıymetli bulunan Kur'ân-ı Hakîmin sırlarını izhar eden risalelerden gücüm yettiği kadar istifadeye çalışacağım. Gündüz derd-i maişetle vakit bulamadığımdan, gecenin bir kısmını o Nurlarla ışıklandıracağım.
O Nurları yazdıkça kalemim ve kalbim gayet şirin ve ruhânî bir sevinç hissediyorum. Cenab-ı Hakka nasıl hamd ve şükredeceğimi bilemiyorum. Bazan o Risale-i Nur'un envârına karşı ihtiyarım elimden gidiyor. Gafletli geçmiş zamanımı düşündükçe mahzun ve mükedder bulunuyorum. Bu Nurları bulduktan sonra istikbalimi gördükçe kahkahayla gülüyorum, ferah oluyorum ve müferrah oluyorum. On beş senedir böyle bir hizmeti arzu ediyordum. Dünyanın çok safahat-ı hayatını ve zevkiyatını gördüm. Bu ebede karşı arzuyu tatmin ve işbâ etmiyordular.
İşte tam o arzuyu tatmin ve temin edecek gıdayı Risale-i Nur'da buldum, elhamdü lillâh. Şimdiye kadar nefsim dünyanın zahirî zevklerine kapılmış ve beni diğer bir âlemin zindanlarına kadar sevk etmeyi kurmuş ve bir derece muvaffak olmuştu ve bana binmişti. Şimdi olan Cenab-ı Mevlâ ve Tekaddes Hazretlerine hadsiz hamd ve şükrediyorum ki, Said isminde bir zatın vasıtasıyla esrar-ı Kur'âniyeyi benim imdadıma yetiştirdi. Nefs-i emmarenin o beliyesinden kurtuldum. On beş senedir, hakikate giden yolu aramak için çok kapılar çaldım. Çoklarında dünyaya ait ziynetleri gördüğümden geri çekildim. Fakat lillâhilhamd, tam bir kapı buldum. Cenab-ı Hak beni o kapıya tam hizmetkâr yapıp sebat versin. Bu zulmetli asırda hakaik-i imaniyenin envarını neşreden Risale-i Nur, ne derece parlak olduğu ve herkese menfaatli bulunduğu inkâr edilmez. İnkâr edilse, bilmemezlikten ve anlamamazlıktandır. Anlayana sivrisinek saz gelir, anlamayana davul zurna az gelir. Cenab-ı Hak gözlerimizin perdelerini kaldırsın, hakaiki hakkıyla bize göstersin. Âmin.
Babacan Mehmed Ali

Kalıcı Bağlantı - Yorum (1) - Yorum yaz! | Etiketler : Nur, Üstad, talebe, risale, lahika,