***
Bediüzzaman'ın r.a. dediği gibi:
"Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını
ef'alimizle izhar etsek,
sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyet'e girecekler.
Belki, Küre-i Arz'ın bazı kıt'aları ve devletleri de
İslâmiyet'e dehalet edecekler."
Emirdağ Lâhikası - 369
***
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : ef'al
***
Kendi halinde bir tüccardı. Bir gün kumaşları gemiye yükledi.
Endonezya'ya gitti, oraya yerleşti. İşini orada devam ettirdi.
Kumaşları kaliteliydi. Tam da halkın aradığı cinstendi.
Kendisi de kanaat sahibi bir insandı. Kazancı az olsun, temiz olsun düşüncesindeydi.
Bir gün geç geldi iş yerine. Eleman iyi bir kâr elde etmişti sattığı mallardan.
Merak etti, sordu:
- Hangi kumaştan sattın?
-Şu kumaştan efendim.
-Metresini kaça verdin?
-On akçeye.
-Nasıl olur?" diye hayret etti,
-Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Bize hakkı geçmiş adamcağızın. Görsen tanır mısın onu?
Eleman gitti, müşteriyi buldu, getirdi.
Dükkan sahibi müşteriyi karşısında görür görmez, helâllik istedi ve fazla parayı müşteriye uzattı.
Müşteri şaşırmıştı. Böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyordu.
-Ne demekti hakkını helâl et?
Olay kısa sürede dilden dile dolaştı. Çok geçmeden kralın kulağına kadar vardı.
Sonunda kral kumaş tüccarını saraya çağırdı.
Kral sordu:
-Sizin yaptığınız bu davranışı daha önce biz ne duyduk, ne de gördük.
Bunun aslı nedir?
-Ben, dedi tüccar, bir Müslüman'ım. İslâm dini böyle emreder.
Müşterinin bana hakkı geçmişti. Dolayısıyla kazancıma haram girmişti.
Ben sadece bir yanlışı düzelttim.
Kral,
-İslâm nedir, Müslümanlık nedir? gibi peş peşe sorular sordu.
Birer birer sorularını cevapladı. Kral ilk defa duyuyordu böyle bir dinin varlığını.
Fazla zaman geçirmeden İslâm'ı kabul etti.
Daha sonra kısa süre içinde de halk Müslüman oldu.
250 milyonluk nüfusa sahip olan bugünkü Endonezya'nın Müslümanlığı kabul etmesindeki sır sadece beş akçelik kumaştı.
Yapılan tek şey vardı sadece:
İnandığı gibi yaşamak, sahip olduğu güzellikleri çevresiyle paylaşmaktı. Efendimizin müjdesi herkese açık:
"Doğru ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar (doğrular) ve şehitlerle beraberdir."
Yani, asıl etkili olan söz dili değil, hal diliydi. Konuşmaktan çok yaşamaktı.
Anlatmaktan ziyade davranış dilinin devreye girmesiydi.
Kaynak : Mehmet Paksu, İman Hayata Geçince
***
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : endonezya
***
Yirmi seneden beri milyonlarla insana
din, iman, İslâmiyet, fazilet dersi veren
ve onları dinsizlikten muhafaza eden
Kur'ân tefsiri Risale-i Nur uğrunda idam edileceksem,
sehpaya "Allah Allah, yâ Resulallah" sadâlarıyla koşarak gideceğim.
Komünizme kapılıp dininden çıkan,
ebedî felâketlere yuvarlanan
ve vatan haini olarak kurşuna dizdirecek cürümlerden gençlerimizi koruyan
Risale-i Nur uğrunda kurşunla öldürüleceksem,
o kurşunlara çekinmeden göğsümü gereceğim.
Üstadım Bediüzzaman için hançerlerle parçalanırsam
etrafa sıçrayacak kanlarımın "Risale-i Nur, Risale-i Nur" yazmasını
Rabbimden niyaz ediyorum.
14. Şuâ | 471
***
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (1)
- Yorum yaz! | Etiketler : şahika
İmân ölüm vaktinde insanı
îdâm-ı ebedîden kurtarıyor;
öyle de,
herkesin husûsi dünyasını dahi
îdamdan ve hiçlik karanlıklarından kurtarıyor.
Sözler | 25. Söz | 426
***
- Yorum (2)
- Yorum yaz! | Etiketler :
Risâle-i Nur bize öğretiyor ve ispat ediyor ki,
bu dünya, bir misâfirhânedir.
Ebedî hayatı isteyenler,
misâfirhânedeki vazifelerine dikkat gösterdikleri nisbette
memnun edilirler.
Demek ki, şimdi en esaslı vazifemiz,
bataklıktan kurtulmak isteyen ehl-i dînin,
karanlıktan usanmış, gıdâsız kalmış kalblerin yardımına koşmak,
kendimizden başlayarak Nurun dellâllığını yapmaktır.
Bilhassa ve bilhassa şurası çok ehemmiyetli ve pek mühimdir ki,
en başta ve en evvel Risâle-i Nur'u
dikkat ve tefekkürle devamlı olarak okumak
ve o muazzam eser külliyatındaki
Kur'ân ve îman hakîkatleriyle kendimizi teçhiz etmek;
ve bu esas ve şartlarla,
o hârika eser külliyatını bir an evvel ikmâl etmektir.
İşte bu nîmet-i uzmâya nâil olan her genç ve herkes,
bire yüz bin kuvvetinde,
kendine, vatan ve milletine faydalı olur;
vatan, millet, gençlik ve âlem-i İslâm çapında
hizmet edebilecek bir vaziyete gelebilir.
Asa-yı Musa 240
***
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : vazife